|
|
|
Tarih : 04.03.2009 22:52:15
|
|
|
Hollywood yıldızları yapıyor. Müzisyenler yapıyor. Sporcular yapıyor, hatta politikacılar bile. Peki, insanları daha esnek hale getiren bu yoga, sihirli bir değnek mi? Hem vücudu hem de zihni forma sokan bu sporu, neden annelerimizden duymadık? Son yıllarda mı moda oldu, yoksa biz mi yeni yeni öğreniyoruz? |
|
| |
Hollywood yıldızları yapıyor. Müzisyenler yapıyor. Sporcular yapıyor, hatta politikacılar bile. Peki, insanları daha “esnek” hale getiren bu yoga, sihirli bir değnek mi? Hem vücudu hem de zihni forma sokan bu “sporu”, neden annelerimizden duymadık? Son yıllarda mı moda oldu, yoksa biz mi yeni yeni öğreniyoruz? Doğuşu 5000 yıl öncesine dayanan yoga, dünyanın en eski kişisel gelişim disiplini. Yogayı yoga yapan dört temel faktör; etik disiplinler, fiziksel pozisyonlar, nefes kontrolü ve meditasyon. “Yoke”, yani bir araya getirmek kelimesinden türeyen yoga, bizi biz yapan iki şeyi birleştirmeyi amaçlıyor: zihnimizi ve vücudumuzu. Hedefiniz her ne olursa olsun - zihinsel rahatlama, stres yönetimi veya sadece daha sıkı bir vücut - yoganın faydalarını 1-2 seans sonra hemen fark etmeye başlayacaksınız. Milenyumun en moda “forma girme yöntemi” yoga, neden birden bu kadar popüler oldu? Dünyadaki yeni akımları takip eden herkesin bu soruya tek bir cevabı olacaktır: medya. Aslında, yaklaşık 6 sene önce, Londra’da ilk yoga sınıfıma yazıldığımda, hedefim Madonna gibi sıkı ve şekilli kollara sahip olmaktı. Zamanında dövmeleri veya uyuşturucuları bile özendiren yıldızların, üzerimizdeki etkilerini çok da küçümsememek gerek. İlk dersten sonra kendi kendime “Ben ne doğru nefes alıyormuşum, ne de düzgün oturuyormuşum” dediğimi hatırlıyorum. Sadece burundan nefes alarak, ağızdan vererek ve dik oturarak ciğerlerimi neredeyse tam kapasite kullanmayı, yogaya başladıktan sonra öğrendim. Hani şehirden uzaklaşıp dağa veya kıra pikniğe gittiğimiz zaman derin derin nefes alınca çok hafif, hoş bir sarhoşluk hissederiz ya, ben de ilk dersten çıktıktan sonra o sarhoşlukla eve döndüğümü hatırlıyorum. Peki ruhumuza ve fiziğimize bu kadar olumlu etkileri olan yoga, günlük sıkıntılarımıza nasıl bir çözüm getirebilir? Stresle baş etmemize yardımcı olabilir mi? Çağımızın “Stressavarı” Büyük şehirde yaşamak iyi hoş, ama tartışılmaz zorlukları da var: evimizi çekip çevirmek, işteki stresle başa çıkmak, ilişkilerimize vakit ayırmak ve sevdiklerimizi ihmal etmemek. Bazen, hayatımızda zor yakalanan en güzel şeylerin bile pamuk ipliğine bağlı olduğunu, yaşadığımız bu hayatın hatalara toleranslı olmadığını acı yollarla öğreniyoruz. Başka bir deyişle, stresten kaçmanın “kaçarı” olmadığı bu yaşamda, en azından bu illetin etkilerini aşağı çekmek için güzel alternatiflerimiz olduğunu bilelim. Batılı tıp uygulamaları, insan vücuduna dıştan içe doğru bakar. Doğu felsefeleri ise kişinin en iyi ilacının kendisi olduğuna inanır ve tedavinin içten başlayıp dışa yansıdığını savunur. Batı hastalığı tedavi eder, Doğu ise kişiyi. Düzenli yapılan yoga, sistemimizin gülmesini ve bu gülümsemenin de yüzümüze yansımasını sağlar. Yoga kişiyi rahatlatır, rahatlattığı için de tedavi eder, forma sokar ve mutlu kılar. En azından teoride böyle. Kundalini, Hatha veya Ashtanga, hangi çeşit yogayı yaparsanız yapın, derin nefes ve gerinme hareketlerinin faydalarını hissetmeniz fazla uzun sürmez. 5000 yıldır, doğadaki hareketlere bakılarak geliştirilen fiziksel figürler, yoganın temel taşlarını oluşturur. “Aşağıya bakan köpek” pozisyonu, omurgaların gerilmesine ve böylece kan akışının rahatlamasına olanak verir. Yatar pozisyonda baş ve kollar sağa bakarken dizleri kırıp bacakları sola kıvırarak, vücudumuzu ıslak bir bez gibi sıkabiliriz. Böylece, hem negatif enerjiyi, hem de stresi tam anlamıyla sıkıp vücudumuzdan atmış oluruz. Zararın Neresinden Dönsek Kârdır! Yoganın mistik dünyasıyla tanışmak için geç kaldığınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Yoga hemen hemen her yaş grubu tarafından rahatlıkla yapılabiliyor. Üstelik, temel teknikleri öğrendikten sonra, uzunluğunu ve temposunu kendiniz ayarlayıp, size en uygun zamanlarda evde bile rahatlıkla uygulayabilirsiniz. “Hapı yutmaktan” korktuğunuz için, spor yapmaktansa hapları yutmayı tercih ediyorsanız; sizin için meditasyon, televizyon karşısında futbol veya yerli dizi izlemekse; günde en az 6 saat bilgisayara bakıyor, klavyenin üzerinde uyuşan ellerinizi ısıtmak için tek çözümün parmaksız eldiven giymek olduğunu düşünüyorsanız; sadece hayati işleriniz için masadan kalkıyor, sonra sırt ağrısından şikayet ediyorsanız; “ölümcül acil” işleriniz, ölümcül baş ve boyun ağrıları yaratıyorsa, sözüm size: Yogaya başlamak için hâlâ geç kalmadınız! İstanbul gibi dev bir metropolde yaşayıp da sessizlik ve sükunet yoluyla stresten uzaklaşacağımızı düşünmek, belki delice geliyor. Vücudumuzun dinlendiğini ve beynimizin de sonunda “kafasını dinlediğini” hayal etmek çok mu radikal? Yoga sadece sırt ağrılarına iyi geliyorsa bile ne güzel. Ya zihnimizin içinde girdaplaşan şehrin sesini, güzel bir ninniye dönüştürebilirse? Namaste, yoga eğitmenimin her dersten sonra söylediği gibi: İçimdeki ulu güç, içindeki ilahın önünde eğiliyor...
Yazar: Sinem Ertürk
|
|