“ Duygusuzlaşıyor muyuz? “ Galiba buna doğru gidiyoruz. Her zaman olayların olurundan bakmaya çalışan insan olarak, bende bu konuda endişeleniyorum. Hep kendimiz için bir şeyler yapıyoruz ihtiyaçlarımız için değil, olması gerektiği kadar değil devamlı daha fazlası için istiyoruz ve bunun için uğraşıyoruz. Elde ettikçe kazandıklarımızı kaybetme korkusuyla daha fazla istiyoruz ve buda yukarıda saydığım değerlerimizi aklımıza bile getirmiyor. Hiç mi hakkı yok gülmeyenin gülmeye, aç olanın karnının doymasına, sırtında giysisi olmayanın giyinmeye, okuyamayanın okumaya, ısınamayanın ısınmaya, sevdiğine kavuşamayanın sevdiğine kavuşmasına hiç mi hakkı yok. Hep gülen mi kahkaha atmalı, karnı doyan mı göbek yapmalı ve biraz kendimize gelmenin zamanı geldi. Hep mantıktan bahsedilir ama insansak duygu ve mantık beraber olmalı. Arkadaş gibi.
“ Kentler mi bizi duygusuzlaştırdı? “ Sanmıyorum günümüzde artık kentli köylü yada kırsal kesim kalmadı. Ulaşım, haberleşme, Televizyon her yerde ….Duygusuz olan insan, mekanın ne sucu var. İnsan olarak, her yeri ayrı güzel olan evrende yaşamayı bilmiyorsak, bulunulan yer buna ne yapsın.
“Yoksa bilmediğimiz bir güç havamıza, suyumuza bir şeyler mi karıştırıyor?” Aslında bildiğimiz güç suyumuza, havamıza, ekmeğimize bir şeyler katıyor o güçte biz insanlarız. Bedenle ruh bir bütündür et ve tırnaktan daha bütündür. Duygusal, düşünebilen insan olabilmek için beden sağlığımızın olması gerekir. Beden sağlıklı olmalı ki ruhta sağlıklı olmalı görevini yerine getirebilmeli. (düşünebilmeli, duygusal olmalı). Bu yüzden ilaçlı yiyecek ve giyeceklerden kurtulmamız gerekir.
Sizin yazınızın üçüncü paragrafına hitaben; Her zaman mutlu olmalıyız ama bizler istediğimizi elde ettikçe mutlu olmaya alıştığımız için mutluluklarda dediğiniz gibi bir anlık sürüyor. Acaba mutluluğun ne olduğunu bilmediğimizden kaynaklanmasın?. Şunu unutmamak gerekir her zaman küçük şeylerden mutlu olmak büyük erdemliktir. Bize sevmediğimiz birisi bir ev hediye etse ihtiyacımız olsun olmasın çok seviniriz mutlu oluruz. Ama sevdiğimiz bir insan bize tırnak makası alsa (nereden aklıma geldiyse) asıl buna sevinebiliyorsak erdemliktir. Çünkü gönülden verilen bir hediyedir, Atalarımız derler az veren candan, çok veren maldan diye düşünene çok şey söyler bu Atasözü. Sahip olmaya çalıştığımız şeye harcadığımız zaman kadar bile sürmüyor mutluluğumuz, diyorsunuz çok doğru yukarıda yazdım nasıl mutlu olunur bilmiyoruz, birde önümüzde hedefler var daha başarmış saymıyoruz kendimizi, hiç ayın on beşin de oh tamam bu ay tam maaş alacam diyebiliyor muyuz? Hayır o ayı tamamlamak gerekir tam maaş alabilmek için, ama bir bakıyoruz ki kazandıklarımızı gülmek, mutlu olmak için harcıyoruz iş işten geçiyor o zamanda, anlayana tabii.
Yazınızın dördüncü paragrafına hitaben; Acılardan kaçmamak gerekir aslında insanı olgunlaştırır acı. Bunu bilmiyorsa insan acı çekerse duyarsa zayıflayacağını, güçsüz düşeceğini, herkesin onu ezeceğini düşüne bilir, yanlış bir düşüncedir ama bilmiyorsa acının güzelliğini, duygusuz bir makineye dönüşecektir tabii. Gerçi şimdi robotlara bile duygu yüklemeye çalışıyorlar, yakında makine bile olamayacağız. Düşünsene yolda giderken ayağımız takılıyor tam düşerken bir robot merhametten yardım ediyor, yanımızdan başka bir insan geçip gidiyor. Ne komik bir olay nede dram tam bir utanç abideliğidir. Bir şair şöyle der ; Allahâ’ım acıyı bana azar azar ver birden hepsini verme, azar azar ver ki olgunlaşayım olgunlaştıkça da kamil insan alayım. Aşk acısına gelince hayatta inanmam aşka, şimdiye kadarda kimse inandıramadı beni. inandıracağını da sanmıyorum Allahım’a büyük konuşmayayım. İnsanlar arasındaki sevgi ve dedikleri aşk olayını yoğurtla ayrana benzetirim. Sevmek ayrandır, insanların aşk dedikleri şeyde yoğurttur, sevginin yoğunlaşmış hali. İnsanları seversin bu ayranı gibidir, ama aileni ve eşini seversin buda sevginin yoğun hali yani yoğurt gibidir o sevgi daha yoğun yaşanır. Aşk ilahidir ilahi aşk vardır. Kimse annesi - babası dahi olsa Yaratanı kadar kendisine yakın değildir. Onun kadar kendisini kimse düşünemez, yardım edemez, halini bilemez. Bizi bizden daha iyi bilir. Bize bizden kendimizden daha yakındır.
Anne ve baba , sevgili yani eş bizler gibidir bir yerden sonra aciz kalır istemese elinde değildir, gün gelir bırakır gider istemeden gider ama Yaratıcı sonsuz hayatta da bizimledir, yanımızdadır. İnsan dünyaya haykırıyor ben şu insana aşığım diye çok güzel peki o ölünce ne oluyor mademki aşıksın neden ayrıldın neden onun ölümüne engel olmadın, sende onunla ölsen olmaz orada nasıl beraber olacaksın? Yada aşıksın eşine anneni ve babanı istemiyor nasıl vazgeçeceksin onlardan onların hakkı ne olacak, bin yıl sırtında taşısan annenin seni dünyaya getirirken çektiği sıkıntının bir anlığının bile hakkını ödeyemezken gerisini sen düşün artık aşk nerede kaldı. Aşıksın bir zaman sonra çocuk oluyor ikisini o aşkla sevemiyorsun bir deprem olsa çocuğunu alıp kaçıyorsun eşine bakmadan kadın yada erkek olsun, aşk bu olmamalı aşk sevginin üstündedir. Bir aşık oluyorsun birde nefret ediyorsun olmadı, olmaz. Aşığım diyorsun sana yan gözle baksa darılıyorsun nerede kaldı aşkın, bir bakışa kadar mıydı?, o zaman aşk değil. Yaradan öylemi bugün Onun için ne yaptın (namaz kıldım, oruç tuttum bunlar senin kendin için yaptığın şeyler Allah için ne yaptın? Soru işareti bilmem ki değil mi?) Buna rağmen Yaratıcı hep bizimle hiç terk etmiyor. Neyse uzatmayalım çok yazılacak geniş bir konudur.
Yazınızın beşinci paragrafına hitaben; Yakınlarımızın yada kendimizin kaybettiklerimize karşı daha saygılı olmalıyız katılıyorum size. Ama taziyeler zahten üç günü geçmemeli, üzülmeli tabi ki, ağlanmalı ama asla isyana gidilmemeli. Çünkü ölüm sonsuz yaşamın başlangıcıdır bir nevi Mevlana nında dediği gibi düğün günüdür. Çünkü yukarıda da bahsettik aşık olunan sevgiliye kavuşma günüdür. Bir oyalanma yerinden ayrılma. Biz mi verdik ona ruhu da alınınca bunca sitem ediliyor ölüme?. Bu olmamalı asıl yapmamız gerekenler geride kalanlardır, onlara sahip çıkmalıyız her zaman yanında olmalıyız, dostluğumuzu, kardeşliğimizi adı her neyse göstermeliyiz. Sadece bizden olanlara tanıdıklara değil evrenin neresinde olursa olsun, akbaba ölmesi için başında bekleyen kemikleri sayılan o yavrucaklara da göstermeliyiz. Aslında yazımız kısır döngü gibi başı sonuna bağlantılı gitti her şeyden önce insan olmak ve insan olabilmek içinde insan olmanın görevlerini bilmek, bilmekle de olmaz o görevleri yapmak gerekir. Pes etmeden, yılmadan, yoruldum demeden, benden bu kadar demeden. Karıncaya sormuşlar nereye gidiyorsun Kabe ye demiş, sen oraya varamazsın ki demişler, karınca olsun demiş varamazsam da o yolda ölürüm. Bir amacımız olmalı örnek kamil insan, bu yolda da tüm güçlükleri yenmeli gelecek için yavrularımız için, sevdiklerimiz için, dostlarımız.için her şeyden önce insanlık insanlık için. Kimseyi kırmadan üzmeden.
Ablam bende sayende içimi döktüm, bu yazı tenkit değildir sakın yanlış anlama senin değindiğin konulara bende bir şeyler ekledim. Hatam olduysa affo la, istemeden olmuştur biline.
Duygulu, sevinçli, güler yüzlü günler dilerim.
Saygılarımla.